Bazen bir hikaye, toprağı duymakla başlıyor. Tarla Kuşu'nun hikayesi de İstanbul'daki beyaz yakalı yaşamdan Biga'nın Kozçeşme Köyü'ne uzanan böyle bir yolculuk.
Toprağa öğrenmek, birlikte dönüşmek ve köyün üretim kültürüne ortak olmak için geliyorlar. İlk başlangıçları ise Biga'da kuşkonmaz yetiştiriciliğine öncülük etmek olmuş.
Her şey küçük bir bahçe hayaliyle başladı
Pandemiyle birlikte iki aile için ortak bir hayal filizlenmeye başlıyor: Şehrin temposundan biraz uzaklaşabilecekleri, toprağa dokunabilecekleri bir yer bulmak. Arayışları onları Biga'nın Kozçeşme Köyü'ne götürüyor. İlk niyetleri ise oldukça sade. Kendileri ve sevdikleri için ilaçsız ürünler yetiştirebilecekleri küçük bir bahçe kurmak.
Kozçeşme'ye geldiklerinde ise planlar yavaş yavaş değişmeye başlıyor. Köylülerin sıcak yaklaşımı, birlikte üretmeye olan isteği ve paylaşım kültürü onları da bu yolculuğun içine çekiyor. Küçük bir bahçe hayali, zamanla altı dönümlük bir deneme tarlasına dönüşüyor. Ne ekeceklerini düşünürken kuşkonmaz sevgileri ağır basıyor. Bölge için yeni sayılabilecek bu ürün, Tarla Kuşu'nun ilk üretim denemesi oluyor. O günlerde akıllarında birlikte öğrenmek, birlikte üretmek ve köyde iyi bir örnek bırakabilmek var.

Denemek ve denemeye devam etmek üzerine
İlk kuşkonmaz fideleri toprağa dikiliyor ama hasat hemen gelmiyor. İki yıl boyunca sabırla bekliyorlar. O iki yıllık bekleyişe köy de ortak oluyor, hasat günü geldiğinde kuşkonmazlar hep birlikte toplanıyor.
Sonrası peş peşe gelen denemeler... Kuşkonmazın turşusu, reçeli, özütü derken ürünler çeşitleniyor. Her yeni tarif ise defalarca deneniyor, profesyoneller ve ev hanımları tarafından yorumlanıyor.
Bu merak zamanla başka ürünlere de uzanıyor. Aronya, kuru fasulye, nohut, yumurta... Ama değişmeyen tek bir konu var: İlaçsız üretimden vazgeçmemek. Bunun kolay olmadığını da saklamıyorlar. Hatta gülerek anlatıyorlar: "Gerekirse böceklere hediye edeceğiz." Çünkü onlara göre toprak yalnızca insana ait değil. Bir kısmını doğayla paylaşmak da üretmenin doğal bir parçası.
Belki de bu yüzden ürünlerini tercih edenler onlar için "müşteri" değil, Tarla Kuşu sever.
Aynı yöne bakınca
Tarla Kuşu aynı yöne bakan insanlarla büyüyor. Köydeki komşularıyla kurdukları bağ sayesinde üretim ilerlerken, herkes birbirinden yeni bir şey öğreniyor. Bir yanda paketleme, etiketleme, ürün hazırlama gibi yeni beceriler gelişirken, diğer yanda toprağın yıllardır taşıdığı bilgi paylaşılıyor. "Biz bunu tek başımıza asla yapamazdık." derken tam da bunu kastediyorlar.
Bir yandan da gençlerin köyle yeniden bağ kurmasını istiyorlar. Üniversite öğrencilerini hasada davet ediyor, tarlada ağırlıyor, "İsterseniz siz de yapabilirsiniz." demenin yollarını arıyorlar.
Endüstrileşen bir dünyada doğadan biraz uzaklaştığımızı düşünüyorlar. "Oturduğumuz dalı kestik." derken de bunu anlatıyorlar aslında. Bu yüzden iyi üretimin çoğalmasını ve daha çok üreticinin cesaret bulmasını istiyorlar.

İşin içinde sevgi var
Kuşkonmaz yetiştirmeye karar verdikleri ilk günlerde şefleri arayıp "Kuşkonmazda siz ne arıyorsunuz?" diye soruyor, üretime başlamadan önce onları dinliyorlar. İki yıllık bekleyişin ardından bir restorandan ilk sipariş geldiğinde ise tarif ettikleri duygu çok tanıdık: "Heyecandan ölecektik."
Zamanla şefler Kozçeşme'ye gelip tarlayı görüyor, hasada katılıyor, ürünün nasıl yetiştiğine tanık oluyor. Zamanla aralarındaki ilişki, alıcı-satıcı ilişkisinin ötesine geçiyor. Artık fiyat sormadan sipariş veren, "Ürün geç çıksa da bekleriz." diyen şefler var. Tarla Kuşu için bunun adı güven kazanmak.
Bu güven zamanla başka bir kapı daha açıyor. Restoranlar, "Sizin güvendiğiniz başka üreticiler varsa onların ürünlerini de sizden almak isteriz." demeye başlıyor. Tarla Kuşu ise bu isteği bir ticaret fırsatı olarak görmüyor. "Ben avokado üretemem belki ama onu da benim gibi üreten birinden almak isterim." derken anlatmak istedikleri tam da bu.
Peki Tarla Kuşu'nun kuşkonmazını farklı kılan ne? Bu sorunun tek bir cevabı olmadığını söylüyorlar. Çanakkale'nin verimli toprağı elbette büyük bir avantaj. Ama onlar, işin içinde biraz da sevginin olduğuna inanıyor. "Evdeki bir bitkiye bile sevgiyle baktığınızda değişiyor." diyorlar.
Kuşkonmazları için de aynı özeni gösteriyor, ilk iki yıl yalnızca köklerini güçlendirmesine izin veriyor, adeta büyümesini izliyorlar. Şeflerden gelen "Ben böyle kuşkonmaz yemedim." cümlesini duyduklarında ise en az ilk hasattaki kadar heyecanlanıyorlar.

Nazlı bir ürün, sabırlı bir üretim
Tarla Kuşu için kuşkonmazın yeri hep ayrı. Şeflerle ve Tarla Kuşu severlerle kurdukları ilk bağ da onun sayesinde başlıyor. Ama kuşkonmaz aynı zamanda en çok emek isteyen ürünleri.
Günde 15 santimetreye kadar uzayabilen bu nazlı bitki, hasat döneminde her gün, bazen günde iki kez toplanmayı bekliyor. O sabah hasat edilen kuşkonmazlar ise aynı gün yola çıkıyor; tazeliğini de biraz bu hız, biraz da gördüğü özen belirliyor.
Hasat dönemi kısa ama yoğun. Tarla Kuşu bu yoğunluğu bir avantaja dönüştürmenin yollarını arıyor. Kuşkonmazı yalnızca taze olarak değil, turşu gibi farklı ürünlere dönüştürerek yılın geri kalanında da değerlendirebiliyor. Böylece hem üretim yıl geneline yayılıyor hem de hiçbir ürün ziyan olmuyor.
Aronya da benzer bir yol izliyor. Hasadı yalnızca yaklaşık bir ay sürüyor ancak doğru saklama ve işleme yöntemleri sayesinde yıl boyunca farklı formlarda yaşamaya devam ediyor. Taze meyvenin yanı sıra özütü, suyu, kurusu ve sirkesiyle değerlendiriliyor. Özellikle aronya sirkesinin kısırlara boyut atlattığının garantisini veriyorlar :)
Tarla Kuşu'nun hikayesi, toprağa atılan birkaç fideyle başlamış olabilir. Ama bugün köyde kurulan dostluklarda, şeflerin sabırla beklediği kuşkonmazlarda ve aynı özenle üretmeye çalışan insanların çoğalmasında yaşamaya devam ediyor.
Ürettikleri sadece gıda değil; güven, dayanışma ve toprağa yeniden kulak vermenin mümkün olduğuna dair umut.








