Bir bağ meselesi: Erzak Kadın Kooperatifi

Jan 30, 17:50

Bir bağ meselesi: Erzak Kadın Kooperatifi

Bir bağ meselesi: Erzak Kadın Kooperatifi 

Bazı üretimler vardır; ne zaman başladığını tam olarak kimse hatırlamaz ama nasıl yapılacağını herkes bilir. Tokat’ta bağdan çıkan yapraktan pekmeze uzanan bu üretim geleneği de böyle bir yerden geliyor. Yıllar boyunca evlerde, mutfaklarda, imeceyle sürdürülen; adı konmadan korunan bir bilgi bu. 

Kooperatifin hikayesi de tam olarak bu hafızayla başlıyor. Kooperatifin Başkanı Nurhayat Güripek, uzun yıllar İstanbul’da yaşarken memleketine her gelişinde çantasına mutlaka bu ürünlerden koyduğunu anlatıyor. Aklında ise hep aynı soru var: Neden burada tattığım lezzetleri başka yerde bulamıyorum?  

Zamanla bu tatların yalnızca ev içinde kalmaması, başka sofralara da ulaşması gerektiği fikri ağır basıyor. Erzak Kadın Kooperatifi, tam da bu ihtiyacın sonucu olarak doğuyor: memlekette zaten var olanı, olduğu gibi koruyarak çoğaltmak için. 

Yalnız taş duvar olmaz 

Yalnız taş duvar olmaz diye boşuna dememişler. Erzak’ın kooperatifçilik yolculuğu da bu sözü doğruluyor. Üreticilerle bir araya gelinerek oluşan Erzak Kadın Kooperatifi, tek başına hareket edildiğinde zor açılan kapıları, ortaklığın gücüyle aralıyor. Evlerde, imeceyle üretilen ürünlerin bir kimlik kazandığında başka sofralara da ulaşabildiği zamanla daha net görülüyor. 

Erzak, en başından sembollerle kurulan bir dilden besleniyor. Logosundaki yedi üzüm tanesi, kooperatifin kurucu yedi kadınına; Tokat’taki yedi ovaya ve Türkiye’nin yedi bölgesine aynı anda işaret ediyor. Üzüm tanelerinin içindeki kadın suretleri, kadının üretimdeki birleştirici gücünü ve dayanışmadaki rolünü simgelerken, tanelerin bir araya gelerek salkım oluşturması Türk kültür ve mitolojisinde bereketin, yaşamın ve sağlığın sembolü olarak öne çıkıyor. 

Bu sembolik dil, kooperatifin adında da karşılığını buluyor. “Erzak”, uzun süre saklanabilen, kışa hazırlık için ayrılan yiyeceklerin ortak adı. Böylece Erzak Kadın Kooperatifi, en başından itibaren temel vaadini netleştiriyor: ihtiyaç duyulan doğal gıdaya, güvenilir bir yerden ulaşmak. 

Yerini bulan emek 

Erzak Kadın Kooperatifi bugün doğrudan 16 üretici kadının ortaklığıyla yoluna devam ediyor. Kooperatifin tüm üyeleri aktif kadın üretici; herkesin toprağıyla, bağıyla, ürünüyle doğrudan bir ilişkisi var. Bu ortaklık yapısı içinde zaman zaman kuşaklar arası bir iş bölümü de ortaya çıkıyor. Bazı ailelerde üretim sahada ve mutfakta sürerken, sürecin başka adımları ailenin genç üyeleri tarafından üstlenilebiliyor.  

Kooperatifin etki alanı ise ortaklarla sınırlı kalmıyor. Ortakların getirdiği ürünlerin dışında, köydeki diğer üreticilerle de temas kuruluyor. Güven duyulan, üretimine yakından tanık olunan kadınlardan ve ailelerden ürün alımı yapılıyor. Bu dolaylı ilişki ağıyla birlikte, Erzak’ın temas ettiği üretici sayısı 50–60 kişiye kadar ulaşıyor. Kooperatif böylece yalnızca kendi üyeleri için değil, çevresindeki üreticiler için de ürünün değer bulduğu bir alan açıyor. 

Güçlenmenin kolektif hali 

Kooperatif süreciyle birlikte en görünür değişim, kadınların kendilerine olan güveninde ortaya çıkıyor. Başta yalnızca üretime odaklanan birçok kadın, zamanla kendi emeğini anlatan bir özneye dönüşüyor. Televizyon programlarına davet edilmek, röportaj vermek; aslında kamusal alanda söz almak bu sürecin en doğal kazanımlarından biri haline geliyor. 

Dijital kanallar bu dönüşümün önemli bir parçası. Sosyal medya ve internetle birlikte pazarın yalnızca Tokat’la ya da Türkiye’yle sınırlı olmadığı fark ediliyor. Siparişlerin özeni, müşteri memnuniyetinin önemi, ürünün yolculuğu gibi başlıklar kadınların gündelik pratiğine giriyor.  

Bu güçlenme, aslında kolektif bir deneyim. Fuarlar, toplantılar ve organizasyonlar belli kişilere değil, sırayla farklı üyelere açılıyor. Erzurum’daki bir fuara iki kadın giderken, Hatay’daki bir toplantıya başka bir üye katılıyor. Amaç, herkesin bu yapının aktif bir parçası olması.  



"Geleneksel yöntemle pişirmek bizim doğamızda var” 

Erzak’ın ürünleri ilk bakışta tanıdık: Tokat bağ yaprağı, üzüm pekmezi, kuşburnu marmelatı, köme… Ama bu tanıdıklığın altında, çoğumuzun çocukluğundan bildiği bir gerçek yatıyor: annenin ya da anneannenin yaptığı yemeğin tadı her zaman biraz daha başka oluyor. Güripek’in sözleri, bu hissi tek cümlede topluyor: “Geleneksel yöntemle pişirmek bizim doğamızda var.” 

Bu ürünlerin arkasında katkısızlık ve doğallık yatıyor. Kuşburnu yalnızca üzüm şırasıyla pişiriliyor, şeker eklenmiyor. Pekmez sadece üzümle kaynatılıyor; tatlandırıcıya ya da koruyucuya yer verilmiyor. Yörede yüzyıllardır bilinen pekmez toprağı ise yalnızca tadı dengelemek için kullanılıyor. Tatlı üzüm tarhanasında da aynı sadelik sürüyor: üzüm çilesi ve bulgurla hazırlanıyor. 

Erzak’ın ürün seçimi, Tokat’a özgü olanı merkeze alma tercihinden besleniyor. Narince üzümü bu yüzden başrolde. İnce, tüysüz ve damarsız yaprağı; kendine has aroması ve yüksek şeker oranıyla yalnızca Tokat’ta yetişebilen bu üzüm hem yaprakta hem de pekmez ve şıra gibi ürünlerde belirleyici oluyor. Kuşburnunun üzümle tatlandırılabilmesi, çalma pekmezin yöreye özgü lezzeti, köme ve üzüm tarhanası gibi ürünlerin tamamı aynı yerden, bağdan çıkıyor. 



Sonuçta, yöntemden bağımsız olarak, hammaddenin kendisi ürüne zaten doğal bir karakter kazandırıyor. Şehirde yaşayanların çoğu için giderek zor bulunan bu doğallık, Erzak’ın üretim anlayışında gündelik hayatın doğal bir parçası olarak varlığını sürdürüyor. 

Erzak Kadın Kooperatifi’nin yaptığı, bağdan mutfağa uzanan emeği koruyarak yerel olanı bugünün ihtiyaçlarıyla yan yana getirmek. Belki de tam bu yüzden, ürünler yalnızca sofraya değil; hafızaya ve güven duygusuna da temas ediyor.